Kimdi, kimdi kalan
Giden mi suçludur her zaman?
Ne zaman başlar ayrılıklar?
Dostluklar biter ne zaman?
Her geçen gün bir parça daha
Aldı götürdü bizden
Aynı kalmıyordu hiçbir şey
Değişiyordu her şey kendiliğinden
Artık çözülmüştü ellerimiz
Artık bölünmüştü yüreğimiz
Birimiz söylemeliydi bunu
Ötekini incitmeden
Kimdi giden kimdi kalan
Aslında giden değil
Kalandır terk eden
Giden de
Bu yüzden gitmiştir zaten
Murathan Mungan
Bugün çok sevdiğim şiirlerden birisiyle başlamak istedim yazıma.
Aşk neydi, nerede başladı, nerede bitti? Kim başlattı, neye göre aşık oldu başka bir varlığa? Sonra neden koptu hiç ayrılmayacak denen eller, ne idi o duyguların bitmesine sebep? Yoksa hiç olmamış mıydı var olduğu düşünülen hisler?
Oysa ne ümitler vardı, nasıl da mutluydu iki yürek. Nasıl da hayaller kuruyorlardı yaşlı, el ele gezen çiftleri gördüklerinde; genç yaşta birleşen ellerinin tıpkı gördükleri yaşlı, mutlu çiftler gibi hiç ayrılmamasıydı en büyük dilekleri. Düğün sonrasında yeni hayatlarına başlamak üzere sadece ikisine ait olacak olan evlerinin kapılarını kapattılar usulca. Artık önlerinde sevgiyle dolduracakları upuzun bir ömür vardı. Daha çok bağlanacaklardı birbirlerine.
Aylar, yıllar geçti. Başlarda geleceğe umutla bakan gözler yerini hüzünlü, sitemkar bakışlara ve hayal kırıklığına bırakmıştı. Uğruna şiirler yazılan, ölene dek beraber olmak temennisiyle bağlanılan insan gitmiş, bir an bile bir arada olmaya tahammülü olmayan bir çift gelmişti yerlerine. Çok uzun sürmedi hikaye ve hüzünlü veda, beklenen acı son. Boşandılar…
Son dönemlerde boşanma haberlerini çok sık duyar olduk. Hatta yirmidört saat bitmeden boşanma davası açan çiftler bile mevcut. Yıllarca aşklarından ölen, kavuşmak için birçok engeli aşan çiftlerin bir anda bitiveriyor evlilikleri. Aslında dışarıdan bakıldığında bir anda bitiveriyor. Acaba ne bu tutkulu sevdaları sonlandıran, ya da kavuşmak imkansızken mi sevdiklerini düşünme yanılgısına düşmekte bazı kişiler. Kendilerince kavuşamama ihtimalinin hırsına kapılarak aslında hiç de kendilerine, yaşam tarzlarına uygun olmayan insanlarla bir yaşam oluşturma gafletine kapıldıkları için mi uzun sürmüyor bir arada yaşamları?
Sessiz çığlıklar atarsın ama duyulmaz, aşk bu, geldi mi bir kere başa, karşı koyulmaz… Gerçekten doğru aşk mı her zaman karşı konulamayan yoksa sadece gösterilen ilgiyle oluşan bir sarhoşluk mu bu düşüncenin içine kişileri iten?
Hep aşk üzerine yazılmış şiirler, aşk üzerine hazırlanmış filmler,diziler…
Bazen karşı cinse duyulan his, bazen yitip giden yıllara, kaybedilen şanslara içten içe duyulan bağlılık, özlem…
Murathan Mungan’ ın yıllardır hep aynı heyecanla okuduğum şiirinin bir bölümünde
“Daha o gün anlamalıydım,
Benim sana erken,
Senin bana geç kaldığını” dizesi çok manidar.
Bugün git, yarın gel diyemiyorsunuz ama geldiğinde bazen geç kalmış olabileceğinizi düşünerek içinize gömüyorsunuz sessiz çığlıklarınızı.
Çığlıkları yüreğe gömmek mi doğru olan, şeffaf bir gözle dışarıdan yüreğinizi hop ettiren kişiyi izleyip size göre uygunluğuna karar vererek yüksek sesle dile getirmek mi?
Leave a Reply